sen de gel.

25 Nisan 2011 Pazartesi

I know we're not where I promised you.

Değişik olaylar, ama gereksiz.

Silmek istediğim ve bu sefer zorlanmadığım sen kendince, kendi kafandaki dünyanda verdiğin savaşlarda yenilip mi ağzını açtın tekrar bana. Suçlamak,saldırmak mıydı tek derdin? Nedendi, neden benden bilmiştin hayatında yolunda gitmeyen çoğu şeyi?

Düşündüm. İnan çok düşündüm ben aslında dün geceden beri seni ve bizi. "suratına dayanamıyorum" demeni gerektirecek hiçbir şey yapmamıştım ben sana. Ne geri girmeye çalıştım hayatına, ne de bi şekilde bi yerden tutunmak için çaba sarf ettim sana... Hayır. Bırakmıştım ben, gideli çok zaman olmuştu senden.

Hala orda olduğumu düşündüren neyse sana sil at kafandan. Gerek yok. Hiç gerek yoktu inan olayları çirkinleştirmene bunca zaman bunca şeyin üstüne. Bitmişti. Gitmek istemiştin,gittin de. Tutmamak mı suçtu şimdi öyleyse özür dilerim, ne diyeyim.

Sadece tutmak için ne gücüm ne de isteğim kalmıştı.

Tek bi gün ağladım ben senin için. Geberircesine ağladım hem de,evet. Benden gittiğin gece...
Ama demiştim ya ben sana
"benden bi daha gidersen ne şekilde olursa olsun bi daha burda senin için olmam"
Olamazdım, kendime biraz saygım varsa bu sözü tutmalı ve çekip gitmeliydim bu sefer arkama bile bakmadan.

Gittim de, tek bir söz, tek bir zorlama bile yoktu bana dair hayatında. Bıraktın.
Ben sana saygı duydum bu sefer. Fikirlerine,isteklerine saygı duydum ve umursamıyorum artık hiçbir şekilde sana dair şeyleri.

Sadece acıtıyor bazen, alışık olup özlenen anılar da var. O kadar katı değilim ben,olmadım da. Verilmiş bi değer bi emek var her şeyden önce.. Üzen, bazen içinde kalmış şeyler. Şundan 6 gün sonrasının bana hatırlattıkları gibi mesela... :)

Senden sadece saygı istiyorum.
Geçmiş uğruna başka hiçbir şey yok.
Yaşa istediğin gibi belki bi yerde sende hakedecek bir şeyler yapmışsındır çünkü.

Sadece benden uzak olsun.
 
 

14 Nisan 2011 Perşembe

bakarsın, inanmazsın ve sonra biter.

Çok boğucu bazen. Hayat kabullendigimiz gerçekler doğrultusunda ilerlemiyor hic. Bi kaç gun öncesinde körü körüne bağlandığımız gerçekler, doğrularımız tam tersine dönüyor. Inanıp sevdiğim adam gibi zamanında. Her seyiyle güvendigim, hayatımda yer edinmektense hayatım olan adam gibi. Kendimi, imkanları sonuna kadar zorlayarak sırf 2 saniye de olsa gülsün diye bunca ay bunca zaman emek emek yaşatıp büyüttügüm iliskinin sonunda yine hayal kırıklığı.
Bu seferki cok derin, cok yersiz.
Cok kotu.

E'ye sorduğunu öğrendiğim sey. Bedenini bu kadar basite indirgeyip bu kadar mi uzaklasabilmiştin mantıktan duygulardan? Bu kadar mi basit bi adamdın sen? Cidden bu kadar mıydın. Nasıl bakabilmiştin yüzüme nasıl suçlayabilmiştin beni yaptıklarının üstüne. Içten içe sadece kendine yeniliyoken sen ne sanmıstin nasıl bi cehennem kurup yaşatmıştın insanları kafanın içinde. Inan bilmiyorum. Sadece artık nefret ediyorum. Tek kelimeyle anı değerine ne varsa, sana dair ne kaldıysa bende. Hepsinden , bazen kendi bedenimden bile. Ve kızıyorum, kızdığım tek insan kendimim üstelik, gözlerimi sana karşı bu kadar kör ettiğim için, sana görmek istediğim adama bakar gibi baktığım icin.

Ama hic bi şekilde hic bir şeye değmedigin icin.

Sen yaşamaya devam et kendi yalanların arasında,
mutlu ol eminim bi şekilde hakeden bi tarafın da vardır bunu.
Ve inan hiç kötü düşünmemiştim seninle ilgili düne kadar, ama artık "kötü" bir şey bile düşünecek kadar değerin kalmadı.

blogum açılmıyordu, dedim ben de word'de yazarım olur da açılırsa copy-paste'in gözünü severim.

11 Nisan 2011 Pazartesi


Bloglara yasak gelip kapandığından beri bir şeyleri yazmadığımı farkettim. Objektif olarak, beni geçmişimi hayatıma girip çıkan insanları bilmeden o anlık halime göre bana destek olup yorumlarını duymaya ihtiyacım olan insanlar yok artık. Tek başımayım. Bi yerde yalnızlıktan kaçıştı sanırım, kaçamadım. Yaşadım. Bugüne kadar kendi kendime kendi içimde ve sadece 2 veya 3kişiyle yaşadım.
Sor bana pişman mıyım? Hayır.

Anlatabilirim sanırım. Nereden başlasak... Okul. 2 haftada 15 sınava girdim neredeyse,daha yarın 2 tane daha var. Boğuluyormuşum gibi hissediyorum o binada o sınıfta. İnsanlar çocuk geliyor. Etrafımdaki insanlar ciddi anlamda bana çok çocuk geliyor,seslerine bile tahammülüm yok. Herkesin mi bir şeysi batar batıyor işte. Arkadaşlık dostluk lise yılları falan siktir et bunları yok öyle bi dünya. 1000 yıl daha yaşasam asla liseye dönmek istemezdim,cidden. Ha sınıfta kalma ihtimalimi düşünmek bile istemiyorum bu notlarla orası ayrı.

Benim asıl anlatmak istediğim "o". Önceden de yazmıştım, anlatmıştım aylar öncesinde nasıl da hayatıma girmesini isteyip olmadığını. Olduramadığımızı. Ve terkedildiğim geceden beri yanımda olduğunu. Hala yanımda ama artık daha bi benden, daha bi benim. İsim konulma gereği duyulmayan ilişkiler... Anlayabiliyorum nasıl da kalmak istediğini benimle. Sevdiğini. O huzuru,o sıcaklığı –tamam çok klasik bi laf belki ama- görmeyeli o kadar zaman olmuş ki.

Neredeyse 1,5 yıl boyunca hayatımda olan adam,ne kadar adamsa tabi öğrendiğim şeylerden sonra, bana bunların hiç birisini vermemiş. Öyle bi koşullanıyor insan yanındaki kişinin üstüne aklındaki ideal maskesini pat küt geçirip onu öyle seviyor. Görmüyor ki aslında kim o. Kim ki sen ona katlanıyorsun, sevebiliyorsun? Yo. Sevmiyorsun işte, sen yine senin yarattığın,sen’den olanı seviyorsun. Yalan aşk muhabbeti.

Ama bu sefer çok farklı. Çok çok farklı.

Ben çok güzel hissediyorum seninle.
Çok mutlu, resmen huzurlu.
Sonsuz bazen, sonsuzluğu isteyen.
Seninle yaşarım ben.

Hiç gitme olur mu?

Gitmeye niyetim yok asla desen de, garantiye almak lazım. Durduramasakta bir şeyleri insan garantisini arıyor çok değer verdi mi. Haklı olarak, kırılacak gücümüz yok çünkü artık.

Ve sen tam vaktinde gelen adam, her geçen gün daha çok seviyorum seni.
Related Posts with Thumbnails