sen de gel.

4 Ekim 2013 Cuma

perdelerin kırmızısı.

"naif" kelimesi en çok sana yakışırdı, duyması.


"benim bir sevgilim var, içimde.
ve kalan her şey, dışımda.

öyle."


Ezberinde olan şeyler, bazen bilinçaltı kaçmasına izin verir işte.
Ne güzel ne doğru ne özel yazmışsın, kendi kendine, ta
 19 eylül 2010'da.

Nedensiz "sen" günü bugün benim için.
Sonbahar ya hani, çok alınma üstüne.
Şımarırsın
-ma.

15eylül'ü de unutmuş değilim. Sadece, istemedim
iyikidoğdundemek
sana.






aptal.



3 Ekim 2013 Perşembe

kişilik bozukluğu yaşamak üzereyim.

Yıl olmuş-mu neredeyse?
İnsanın kötü gün dostu sanırım sadece kendisi, kendi içine dönme isteği boğulma hissiyle aynı zamanda geliyor genellikle,
çünkü.
....

Hastayım.
Ama neyim var bilmiyorum. 1 ayı geçti, yerle olan sarılma isteğim geçmedi.
Ne bu ayılma bayılma hissi,bu ateş basmalar insan çok düşünüyor. Düşündükçe korkuyor.
Doktorlar suratıma bakıyor genel olarak, ordan oraya.
Biz bi'şey bulamadık, "isterseniz" bir de şurayı deneyin.

- "bu mevsim gelip geçiçi, bu yağan kar..." 

geç nolur, her neysen, her neden böyle oluyorsa.
iyi hissetmek istiyorum yeterince kötü şey var zaten.

avutmak zorunda olduğum boşanmış ebeveynler, çocuk olmuş.
tripler havalarda uçuşmakta.
dinlemek istemiyorsun,görmek,konuşmak hatta mümkünse düşünmek. eksikliği nasıl hissediliyor bende anlam veremedim daha kaç ay oldu, bu "baba"sızlık.
hani her kız babasına aşıktı.
  • hiç olmadım.


alışmak zorunda olduğum yeni düzende, içine girdiğiniz yeni düzeninize lanet olsun.
uzak kalmak istiyorum.
uzak dursunlar.

sadece uyumak istiyorum.
baş dönmelerim olmadan,midemi bulandıran insan hallerinden uzak.
eski'yi ve geleceği düşünmeden, kafam karışmadan,
evden çıkmaya korkmadan

yeni bir yıla,
merhaba
demeyi öğrenmek istiyorum.

şimdilik hoşçakal'ın.

23 Ocak 2013 Çarşamba

film.

gerçekçi aşk hikayaleri güzeldir, mutlu sonlar olmaz.




nedensiz yazı.

Eski yazılarımı okuyorum, son zamanlarda nadir karaladıklarıma bakıyorum. Şimdi ve öncesinde hep kendi hayatımı karaladığımı görüyorum. Güzel şeylerin yazmaya değeri yok mu? Hayat düzgün giderken, neden garip geliyor bana...
Melankoli bağımlısı olduğumu düşünüyorum, yalnız kaldığımda yalnız kalmamak için nasıl ağladığımı hatırlıyorum sonra.
Stresi sevmiyorum, stresli günlerde kendimi daha bi "insan" hissediyorum sonrasında.
Ağlarken kendime bakmayı seviyorum, saatlerce aynanın karşısında sadece kendi gözlerimi kilitleniyorum. Kendimi görmeyi umuyorum.
Göremiyorum.
İnsanların sevdiği beni, insanlara kendini sevdiren beni görüyorum.
Milyonlarca role bürünüyorum,
 sonra hepsinden kaçmak istiyorum.
Yanımda olan, beni seven tüm insanlardan kurtulmak istiyorum, gitsinler ki ben biliyim nerede duruyorum kendi hayatımda.
Benliği sorgulamak zor şey,
Bi sen varsın, sonra başkası var,sonra o var bu var şu var.

Zaman zaman didiklemekten batırıp sonra düzeltmekten başka amacım yok her şeyi.
Buraya yazabildiğim zamanlar, ölüyordum. Nefes alarak ölmek içten içe.
Aşık ve terkedilmiştim, zor geliyordu.
Sonra bi daha bi daha ve bi sürü kez daha, yaşadım
Yaşlandım.

Monoton düzenden sıkıldım.
Aynı hayatı başa sarıp sarıp yardımcı oyuncu giriş çıkışlarını takip etmekten sıkıldım.

Gülümsüyorum şu an, yalnız başına oturmuş kalabalık bi cafede bunları yazarken,
ve yine güzel şeyler çıkmıyor işte ellerimden.

Renklerimi kaybediyorum.
Sus-
tum.

16 Ocak 2013 Çarşamba

hep.

İnsanların hayatlarında neden hep ilkken son oldum ben? Dönüm noktasını,o kopmayı ne zaman kaçırdım... Neden uyarmadınız hiç biriniz beni, hayalleri ben ortak kurarken hayalleriniz için terkedilmeden ben? Nasıl olsa yanımda mıydı aklınızdaki yoksa artık bitmiş miydi... Kaçışlar kolay, birinden vazgeçmek kolay.Bencilce aylardır,yıllardır beraber olduğun kadını kıçını kaldırıp zamanında yapmadığın şeylerin pişmanlığıyla terketmek kolay... Sergim vardı dün, gülemedim. Geldin ama gittin sonra...Çiçeklerimle başbaşa kaldım tüm gece, sabahın yedi buçuğunda eve girene kadar. Kurudular onlarda sensizken, sigara dumanına boğulduk kucağımdaki buketle. İçtiğim biranın hesabını tutmadım, tutamadım ağlarken. Ağlamak yok demiştim kendi kendime, bu sefer güzel olacak sonu çünkü. Toplayacaksın kafanı, toplayıp geri geleceksin "biz"i toparlamaya, biliyorum... İnanıyorum. Ama sadece hayal kuruyorum, kabul etmek istemiyorum. İnanmak, inanmaya inanmak daha kolay geliyor şu an sensizlikten. Çok özledim dün gece seni, çok özledim... Fotoğraflara baktım, eziyet etmenin yöntemlerini biliyordum çünkü kendime, sensizlikte daha da dibe vurdurmayı. Çok güzel biliyorum önceki yalnızlıklarımdan. Gülerken,öperken,uyurken... Fotoğraflara sıkışıp kalmış, saklanmış o sıcaklığı hatıralarda arayıp hissetmeye çalışmayı... Bazen öyle sanmayı, bacaklarımı uzattığım kaloriferden gelen o yoğun yakıcı sıcağı, yatakta sadece çarşaflar serin kalmışken senin omzunun boynunla buluştuğu o yerdeki sıcaklık sanmayı. Acımayı, kendime sana herkese, bizim gibi olamayan ve bizim gibi olabilen herkese acımayı. Durduramazken gözyaşlarını, bi anda gelen...Kapatıp gözlerimi bu rüyayı sonlandırmayı. Denedim. Sadece seni hissettim o an, elinin yüzümü kavrayışımı ve gözlerinin yoğun kahvesinde, uzun siyah kirpiklerinden geçip kaybolmayı. Kendimi kandırmak kolay, kendini kandırman çok kolay...
Alışmak zor,
Dün gitmeden dudaklarımda bıraktığın nemi unutmak
artık daha da zor.   


12 Ocak 2013 Cumartesi

şarap yanılsamaları.

Uzun süredir yazmadığımı varsayarsak hiç ara vermemişim gibi -yüzsüzce- yazıyorum bakalım. En son attığım yazıyı bile açıp okuma gereği duymadım ne demişim ne bok yemişim en son diye. Her gün bi şeyler olmakta çünkü geçmişten gelen patlamalar, duyulan anlık özlemler, yapılan hatalar ve milyonlarca şey daha ayağımı tökezletip beni yere yapıştran....
Düşmeyi seviyorum sanırım, düşüp o kaldırımda ellerimin paramparça olmasını seviyorum... Dışarda yağan yağmur gibi onlar da geçiyor, düzeliyor kuruyor sonra ağladığım her bi damla. Hatırlar mısınız bilmiyorum uğruna ölüp bittiğim, takipçilerimi belki sayesinde kazandığım o adamı. Hala var,hala burada bi yerlerde.
3 yıl olmuş geçmiş gitmiş, bitmemiş. Bitememiş... Geçen pazar günü gördüm kendisini aylar sonra, gecenin üçünde. Saçmaydı, yersizdi ama gereksiz değildi. Kötü,çirkin,ayıp değildi. Özeldi sadece benim için çok özel. Belki de hiç gitmeyeceğim bi mekanda-Ankara malum, o saatte ancak çorbacıda bile olabilirdim- belki de hiç olmayacağım kadar rahattım senin yanında. Şaraptandır diyorum, lanet şey acısı kadar güzel rahatlığı. Elini tuttum o halde, bi tanesini bulamamışken zamanında deli gibi arayıp dururken çift bile gördüm seni. Al bak dercesine gözlerim kaydı hep sana, yanımda oturuyordun ben sana bakıyordum. Söylediklerimden utanmadım hiç, sana o halde seni seviyorum demişim, nolmuş? Nasıl sevdim seni ben ne çok... Sevdikçe acıdı canım, uzaktın hep uzaktın. Ben yanımdasın sandım.
O gece oradaydın ama işte sadece oradaydın. Durup dururken arayan "eski sevgili"ye hayır demedin bu sefer, kalktın geldin.
Peki neden bu kadar geç geldin?

Ve yine bitti işte. Başlayamayacak kadar kırılgan ilişkimiz, takside son buldu.
Yine,yeniden...


Related Posts with Thumbnails