Uzun süredir yazmadığımı varsayarsak hiç ara vermemişim gibi -yüzsüzce- yazıyorum bakalım. En son attığım yazıyı bile açıp okuma gereği duymadım ne demişim ne bok yemişim en son diye. Her gün bi şeyler olmakta çünkü geçmişten gelen patlamalar, duyulan anlık özlemler, yapılan hatalar ve milyonlarca şey daha ayağımı tökezletip beni yere yapıştran....
Düşmeyi seviyorum sanırım, düşüp o kaldırımda ellerimin paramparça olmasını seviyorum... Dışarda yağan yağmur gibi onlar da geçiyor, düzeliyor kuruyor sonra ağladığım her bi damla. Hatırlar mısınız bilmiyorum uğruna ölüp bittiğim, takipçilerimi belki sayesinde kazandığım o adamı. Hala var,hala burada bi yerlerde.
3 yıl olmuş geçmiş gitmiş, bitmemiş. Bitememiş... Geçen pazar günü gördüm kendisini aylar sonra, gecenin üçünde. Saçmaydı, yersizdi ama gereksiz değildi. Kötü,çirkin,ayıp değildi. Özeldi sadece benim için çok özel. Belki de hiç gitmeyeceğim bi mekanda-Ankara malum, o saatte ancak çorbacıda bile olabilirdim- belki de hiç olmayacağım kadar rahattım senin yanında. Şaraptandır diyorum, lanet şey acısı kadar güzel rahatlığı. Elini tuttum o halde, bi tanesini bulamamışken zamanında deli gibi arayıp dururken çift bile gördüm seni. Al bak dercesine gözlerim kaydı hep sana, yanımda oturuyordun ben sana bakıyordum. Söylediklerimden utanmadım hiç, sana o halde seni seviyorum demişim, nolmuş? Nasıl sevdim seni ben ne çok... Sevdikçe acıdı canım, uzaktın hep uzaktın. Ben yanımdasın sandım.
O gece oradaydın ama işte sadece oradaydın. Durup dururken arayan "eski sevgili"ye hayır demedin bu sefer, kalktın geldin.
Peki neden bu kadar geç geldin?
Ve yine bitti işte. Başlayamayacak kadar kırılgan ilişkimiz, takside son buldu.
Yine,yeniden...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder